Bir arkadaşım “Meksika’ya bisikletle gideceğim” dedi. Benim cevabım aşağı yukarı şuydu: “Çıldırmış olmalısın. Böyle bir geziye yalnız gidemezsin; mutlaka benim de katılmam gerek.” Öyle de oldu. 😃
Başlangıç: 24 Eylül 2011, Vancouver, Kanada.
Bitiş: San Diego’da Meksika sınırının ABD tarafı.
Yol arkadaşım: Philip.
Toplam: Çevre gezileri, patikalar ve şehir içi sürüşlerle birlikte yaklaşık 3.500 km.
Güzergâh: Ağırlıklı Highway 1 ve US-101; yer yer bisiklet yolları ve patikalar. Karadaki bütün yolculuk bisikletle, su geçişleri feribotla.
Akçay’dan Vancouver’a uzanan fikir
Sene 2010. Üniversiteden yeni mezun olmuşum; kendimi geliştirecek, biraz da yurt dışı tecrübesi kazandıracak fırsatlar ararken kendimi Vancouver’da bir iş stajında buldum. Okuldan İsviçreli arkadaşım Philip bir gün yapmayı düşündüğü bisiklet yolculuğundan bahsetti. Benim de çocukluğumda Akçay, Balıkesir’de yaptığım küçük ama çok eğlenceli turlar aklıma geldi.
Fikir güzeldi. Mesafe ise çocukluğumdaki turlara pek benzemiyordu.
Mesai bitince antrenman başlıyordu
O dönemde 09.00–17.00 çalışıyordum. Hazırlık için zamanım kısıtlıydı. Akşam eve gelir gelmez arkadaşımdan aldığım ikinci el bisikletle Vancouver’ın inişli çıkışlı bisiklet yollarında bir–iki saat antrenman yapıyordum. Hafta sonları daha zorlu tırmanışlar ve doğa yürüyüşleri vardı.
Hayatımın her döneminde bir sporla ilgilenmiştim ama bu başka bir şeydi. Özellikle günübirlik tırmanışları yüklü bisikletle denemeye başlayınca gözüm korktu. Yokuş aynı yokuştu; arkamdaki heybeler ise meseleye yepyeni bir yorum getiriyordu.
Waterproof ile water resistant arasındaki uçurum
Philip tura uygun, çok şık bir bisiklet almıştı. Ekipmanları waterproof, benimkiler çoğunlukla water resistant idi. Aradaki farkı ilk günlerden öğrenmek biraz acı oldu.
Bir yıla yakın çalışıp biriktirdiğim parayla, özel sponsorlarım ailem ve Leyla kuzenimin desteğiyle hazırlıkları tamamladım. Kendilerine buradan bir kez daha selam olsun. 😃
Etiketteki iki kelime arasındaki farkı, yağmur altında bütün vücudunuzla öğrenebiliyorsunuz.
“Suya dayanıklı” bir ürün ile “su geçirmez” olarak tasarlanmış bir ürün aynı şey değil. Çantanın dikişleri ve kapanışı da önemli. Benim için bu ayrım katalog bilgisi olarak kalmadı; turun ilk günlerinin başlıca derslerinden biriydi.

24 Eylül: güneye doğru
24 Eylül 2011’de Vancouver’dan yola çıktık. Çok sıcak ya da çok soğuk olmayan bir dönemi yakalamayı umuyorduk. Biz güneye indikçe hava ısınacak, takvim ilerledikçe mevsim serinleyecekti. Kâğıt üzerinde güzel plan.
Sonra kuzeyde dört gün durmayan, feribot seferlerini bile iptal ettiren yağmurla karşılaştık. Turun ilk dört gününde hayattan bezdiğim anlar oldu. Sonrasında ise yolculuğun havası da bizim havamız da değişti.
Bisiklet, kitap ve biraz inat
Bisikletim başlangıçta düz gidonluydu. Biraz da özentiden kendime ihtiyaç uydurup aşağı kıvrılan yol bisikleti tipi gidon aldım. Bunun için başka parçaların da değişmesi gerektiğini baştan bilseydim, belki o masrafın gereksiz olduğunu kabul ederdim.
Arka lastiğe ayrıca önem verdim. Yükü taşıyacak diye yaklaşık 40 dolarlık, patlamaya karşı dayanıklılık iddiası olan bir Continental lastik aldım. Ön lastiği de değiştirmek isterdim ama bütçem yetmedi; üzerindekiyle devam ettim.
Rotamızı önceden kabaca hazırlamış, konaklayacağımız yerleri düşünmüştük. Yanımızda Bicycling the Pacific Coast kitabı vardı. Kamp alanları ve yol üzerindeki ihtiyaç noktaları için güzel bir yardımcıydı. Telefonlardaki uygulamalar da hazırlığın bir parçasıydı.
Plan 100 kilometreydi; yolun başka planları vardı
Başlangıçta günlük ortalama 100 kilometre hedefliyorduk. Ama yolculuk yalnızca bir noktadan diğerine gitmekten ibaret kalmadı. Bazı yerlerde bir–iki gece kaldık, çevreyi bisikletle gezdik, ara yollara ve patikalara girdik. San Francisco ve Los Angeles’ta fazladan konakladık.
40 gün olarak düşündüğümüz tur yaklaşık 45 güne yayıldı. Toplamı da bu çevre gezileri ve kayda girmeyen günlük sürüşlerle birlikte yaklaşık 3.500 kilometre olarak hatırlıyorum. Bu sayı kesintisiz bir GPS ölçümü değil, yolculuğumuzun yaklaşık toplamı.
Ana omurgamız Highway 1 ve US-101 oldu. Bisiklet yollarının ana yoldan ayrıldığı yerler de vardı. Karada otobüs kullanmadık; bütün yolculuğu bisikletlerimizle yaptık.
Yolda yalnız değildik
Ailemin desteğini ayrıca anlatmam gerek. Dile kolay: Kanada’dan Meksika sınırına kadar bisiklet süreceksin, haftalarca çadırda kalacaksın. Konuyu ilk açtığım andan itibaren arkamda durdular. Vancouver’da edindiğim arkadaşlarım da desteklerini esirgemedi. Joylin ve Nico’ya da buradan selamlar.
Yolun kendisi kadar, yolda karşılaştığımız insanlar da bu hikâyenin parçası oldu. Bir sofra, bir davet, yağmurdan korunabileceğimiz bir köşe… Mesafeyi kilometreyle ölçüyorsunuz ama aklınızda kalanların çoğunun birimi başka.
Son durak: sınırın bu tarafı
Turu San Diego’da, Meksika sınırının ABD tarafında bitirdik. Tijuana’ya geçmemiz tavsiye edilmediği için Meksika’ya girmedik. Eski yazının başlığında Tijuana geçiyordu; hikâyenin doğru bitiş noktası bu.
Bu blogda yolculuğun hazırlıklarını, yolda öğrendiklerimi ve günlüklerimi bir araya getiriyorum. Umarım benim yaşadığım bu keyifli tecrübe size de biraz yola çıkma isteği verir.